Süleyman Kumaş ile Sohbet

05/03/2016

 

Herkese merhaba.

 

Bu yazı ile beraber internet sayfamda ilk kez bir sohbete yer veriyorum. Buradaki amacım girişimci olma yolunda ilerleyen veya iş kurma yolunda karşılarına engeller çıkmış arkadaşlara önemli örnekler sunmak. Bu konuda aklıma ilk gelen isim, çok sevdiğim dostum Süleyman Kumaş.

 

Süleyman Kumaş, birçok alanda sesini duyurmak, insanlara yardım etmek ve en iyi hizmeti sağlamak için severek çalışan örnek bir girişimcidir. Süleyman Kumaş Fotoğraflama şirketini kurduktan sonra ağırlıklı olarak düğün fotoğrafçılığı ile başlayan sektörüne kurumsal çalışmalarını da ekleyip şirketlerin ve markalarının tanıtımını gerçekleştiriyor.

 

Şimdi Süleyman Kumaş ile beraber jazz müzik eşliğinde gerçekleşen, hayatı, iş kurma süreci, girişimciliği ve sorumlulukları üzerine sohbetimiz ile sizleri baş başa bırakmak istiyorum. Sohbet içerisinde kullandığım kısaltmalar için açıklama yapmam gerekirse; FSO kendim, SK ise Süleyman Kumaş olarak kullanılmıştır.

 

Kendisine beni kırmayarak gerçekleştirdiğimiz sohbeti ve paylaştıkları için teşekkürlerimi borç bilirim. Devam edecek yeni sohbetlerde yeniden görüşmek dileğiyle!

 

FSO: Fotoğrafçılık farklı bir dünya öncesinde eğitim hayatından başlayarak bağdaştırmak istiyorum. Çünkü fotoğrafçılık dışında bambaşka olan Kastamonu’da İnşaat Bölümünü kazandın. Bu bölümü tercih etme sebebin neydi?

 

SK: Öncelikle daha da başa giderek anlatayım mı? Hiç bir yerde bu kadar açık anlatmadım. Ben hayata gözlerimi açtıktan 5 yıl sonra maçlarda çekirdek satarak hayatımı kazanmaya başladım. Babam o zamanın meslek liseleri gibi düşünürsek veterinerlik bölümünü okuyor ve arkadaşlarının tavsiyesi ile Konya’ya lisans için gidip 2 yıl daha okuyor. Bu zamanda hem Trabzon’da bizi geçindirmeye çalışıyor hem de okumaya devam ediyor. 5 yaşındayım ve annem bana çarpım tablosunu öğretiyor, “eğer bunu öğrenemezsen para kazanamazsın ve okula da seni almazlar” dedi. Bu sırada okumayı da öğreniyorum. Köşe yazıları okuyorum gazetelerin. Daha sonra dayımın Akçaabat’ta marketi vardı, bir gün annem dayıma giderek “Al Süleyman’ı çalıştır.” dedi. Dayım “bu çocuk 5 yaşında,uygun olur mu?” demiş ama annem olsun diyerek beni kabul ettiriyor. Maçlarda çekirdek satmak için dayımdan 250 paket siyah çekirdek 250 paket beyaz çekirdek alıyorum ve böylece satmaya başladım. İsteyerek ve severek çalıştım.

 

FSO: Bunu duyduğuma şaşırdım çünkü bir önceki IKEA örneği verdiğim yazıda 5 yaşında çalışmaya başlayarak sorumluluk sahibi olmanın beni heyecanlandırdığını yazmıştım. Çarpım tablosunu öğrenmek bile, o yaştaki bir çocuğun zekasında büyük heyecanlar yaratır. Para kazanıyorsun ve isteyerek çalışıyorsun; bunlar bambaşka duygular ve geleceğe ışık tutuyor. Buradan önemli bir konuya dayandırabilirim bunu… Üzerinde çokça konuşuyoruz, içinde olduğum için biliyorum; kalifiyeli eleman yetişmiyor. Neden yetişmiyor? Eskiden düşünce vardı; çocuk öğrensin, yetişsin, okul arasında çalışsın. Ustalık Çıraklık ilişkileri vardı, şimdi de ufak tefek görüyoruz. Çocuk o işi öğreniyordu. Şimdi çocuk çalıştırmak çok uygun mu? Uygun sayılmayabilir ama dönemin Türkiye şartlarında çok yaygındı.

 

SK: Ve artık bu ilişkiler yüksek oranda azaldı. Meslek liselerinden mezun olan çocuklar bile farklı işler peşinde…

 

FSO: Çünkü düşünceler fazlasıyla değişti. Meslek lisesinden mezun olanlar “ben bu işi yapmayayım” diye düşünüyor. “Ben burayı okumalıyım, bu işte çalışıp ustalaşacağım” diye düşünmüyor. Fabrikaya oryantasyona gelen birkaç öğrenci ile konuşuyorum, o yüzden biliyorum; anlatmaya çalışıyorum bu meslekler önemli meslekler, kendi mesleğimden konuşmam gerekirse işin mutfağı; atölye. Üretim orada meydana gelir. O tezgahı kullanma becerisi, işi bilmek her şeyden önemli… Sonuç olarak o yaşlarda işi öğrenmek, sorumluluk sahibi olmak, kazandıklarınla geleceğe yola çıkmak önemli bir avantaj...

Araya önemli bir konu sıkıştırmış oldum ama yine seninle devam edelim; sonra ne yaptın?

 

SK: Çalışıyordum, bir yandan da okula gitmek istiyordum artık; çünkü ablam ders çalışırken veya ödev yaparken ben yardım ediyordum. Bir ara “abla beni de götür” diye yalvarıyordum. Ablamla okula gittik, 5,5 yaşındayım. Müdür beni  yaşım küçük olduğu için kabul etmedi. Okulda ablamın öğretmeni beni okula kayıt ettirmek istedi, “çok zeki bu çocuk” dedi ve bir şekilde okula başladım. İlkokul çok başarılı geçti. Bando takımına girdim. Sınıf kollarında çalıştım. Ortaokul ve lise de aynı şekilde… Sınıf başkanlığı yaptım. Lise bitmeden benden artık Tıp, Avukatlık gibi bölümler okumamı bekliyorlar. Ben Açık Öğretim Çalışma Ekonomisi bölümünü kazandım. Çünkü o dönemlerde babam kansere yakalanmıştı. Tedavileri sürüyordu ve ben yine çalışmak zorundaydım. Hayatım çalışmakla geçti. Orta okulda diğer bir dayımla çalıştım, lisede bir restorantta çalıştım. Açık Öğretimi bıraktım. Çünkü evin tek erkeğiyim, çalışmak zorundayım bir yandan babamla ilgileniyorum. Bu nedenle okula da kendimi veremiyorum. Ablam matematik öğretmeni, kardeşim inşaat mühendisliği okuyor; annem dedi ki “oğlum sen de oku”. Tekrar hazırlanarak Kastamonu’da İnşaat bölümünü kazandım. Babam hasta haliyle benimle geldi ve kayıt olduk. Babam bu bölümü bitireceksin ve ancak diplomanla dönersin dedi. O zaman Trabzon’da bir AVM açıldı. Ben de bir mağazada çalışmaya başladım ve çok iyi çalışıyordum; primlerim çok yüksek... Dönem başlayınca babam bölüme gidip okulu bitirmemi istedi. Babam için o bölümü bitirdim ve diplomamı hastanede yatan babama çerçeveleterek gönderdim. “Sen istedin ben yaptım, yine iste yine yaparım” dedim.

 

FSO: Babanın hastalığını bilmiyordum, bu nedenle büyük geçmiş olsun. Allah’a şükür atlattı. O dönemin çok zor olduğunu tahmin ediyorum; çünkü üstünde birçok yük var; okumak zorundasın ama çalışmak da zorundasın. Baban okuyacaksın diyor bunun manevi sorumluluğu da var. Ama o dönemler geride kaldı okulu da bitirdin. İnşaat bölümünü bitirdim ama bu mesleğin icra etmedin; peki sana kattığı bir şey oldu mu?

 

SK: Neredeyse yok. Babam için okudum.

 

FSO: Ama sen o bölümü istemediğin, sevmediğin için yada o dönemin şartlarından dolayı kattığı bir şey olmadığını düşünüyorum. Sevdiğin bir bölüm olsaydı eminim düşüncelerin daha farklı olurdu. Trabzon’a döndükten sonra ne yaptın ?

 

SK: Birçok arkadaşım var güzel işlerde çalışan ama ben üstüne gitmedim. Trabzon’a döndüm radyo ve gazetecilik hayatım başladı. Bir gün gazetede ilan gördüm. Fotoğrafa meraklıyım, gazetede başlayıp foto muhabir olmayı düşündüm. Gazetede araştırmacı gazeteci olarak çalışmaya başladım. “Kaybolmaya yönelik meslekler” hakkında her hafta bir yazı yazıyordum. Bu arada gazetenin internet radyosu da vardı ve ayrıca ona müzik listesi hazırlıyordum. Bir süre sonra karşı ofise başka bir gazetenin bölge temsilciliği açıldı. Bana teklif sundular; “çok güzel liste yapıyorsun, diksiyonun da iyi bizim radyoda çalışır mısın?” diye. Benim hayaller tavan… Radyocuyum, gazeteciyim. Tamam dedim ve başladık. Gece yayını yapıyordum. Maaşımı alamıyordum ama çok keyifliydi. Sevdiğim işi yapıyordum ve dedim ki “kendimi buldum”

 

FSO: Her insanın içerisinde bir takım yatkınlıklar vardır. Senin iletişimin iyi, insanlarla nasıl konuşulabileceğini biliyorsun, karşı tarafı anlayabiliyorsun, kiminle ne konuşacağını biliyorsun, diksiyonun iyi... Bu özellikler sende olduğu için radyoculuğu yapabiliyorsun. Ben yapamam. Farklı bir yetenek, bir şeyleri anlatırken farklı kontroller yapmak zorundasın,kanalı aktif tutmak zorundasın; bambaşka.

 

SK: Haftada üç gün üç saat. Gece evden çıkıyordum ve yayını bitirip eve uyumaya geliyordum. Para almadan çalışıyorum; aşk budur. Severek yapıyordum.

 

FSO: En önemlisi bu sanırım. Sevdiğin işi en iyi şekilde yaparsın. Sen de o şekilde yapıyorsun.

 

SK: İnşaatı yapamazdım. Bana göre değildi. İnsanlara da fayda sağlayamazdım.

 

FSO: Radyoya başlamadan önce ki halinle sonra ki halin arasında epey fark vardır. Radyoculuk sana ne kattı?

 

SK: Çok fark var ve çok şey kattı. Bir sürü insan tanıdım. Binlerce dinleyicim oldu. Radyo yayını yapmama rağmen bir şekilde insanlar sosyal medyadan takip ediyordu,görüyordu ve sokakta tanıyorlar ve konuşuyorlardı. Mütevazi bir insansan bu insanlar sana çok şey katıyor. Radyo yayını demek “ben doluyum ve kendimi senin bardağına boşaltıyorum” demek. Bir şey varsa boşaltırsın. Dolu olmak için ise sürekli öğrenmek lazım, araştırmam ve sürekli okumam lazımdı. Yayına çıkacaksam hazırlanırdım ve çok okurdum. Üç sene radyo yayını yapmasaydım o kadar okumazdım belki de. Sempozyumlara, konferanslara katıldım, ayrıca katıldığım onlarca ‘workshop’ vardı. Ve bunları dinleyicilerle paylaştım. İlgini çeken çekmeyen her şeyi öğrendim ve aktarmaya çalıştım. Daha ne katabilir diye düşünüyorum. Radyoculukta öğrendiğim en önemli şey; cenaze dolayısıyla bir dükkanı kapatabilirsin, ama radyo yayını yapmak zorundasın. İster ağla, ister üzül ama sen yayında gülmek zorundasın. Radyo beni büyüttü diyebilirim.

 

FSO: Yayın yapmanın zorlu tarafı da bu sanırım; duyguların ne olursa olsun dinleyiciye bunu aktarmaman gerekiyor bazen. En güzeli de ne biliyor musun? Sen kendini geliştiriyorsun. Sen okuyorsun, öğreniyorsun ve bunu insanlara aktarabiliyorsun, öğrenmelerini sağlıyorsun. Benim de üzerine gitmek istediğim konulardan biri de bu; öğrenmek ve paylaşmak… İletişim bağı dediğim şey. Sen bunu yapıyorsun ama altında şu var; sen de öğrenmek istiyorsun, araştırmak istiyorsun, “program yapıyorum ben” diyerek değil, istediğin için, öğrenme aşkın olduğu için yapıyorsun. Ve insanlar seni dinliyorsa, sokakta seni görüp güzel düşünceler paylaşıyorsa, sevgi gösteriyorsa, “bizi mutlu ediyorsun” diyorsa bunlar senin geri dönüşlerin ve mutluluk kumbaran…

 

SK: Kesinlikle. Bütün hepsi benim mutluluk kumbaram. Benim programın adı “Radyoloji” idi, sonra “90’lar” yaptım. Hislerin ne olursa olsun belli etmemen lazım; insanlar “ya ne olmuş 90’lara” dememesi lazım. Dedikleri taktirde zaten üstten uyarı alıyorsun.

 

 

 

FSO: Peki fotoğrafçılık? Fotoğrafçılığa başlarken ne yapmak istiyordun?

 

SK: Dünya’nın her yerini gezip, çok az insanın gittiği yerlere gidip fotoğraflamak istedim. 4 yıl oldu bugüne kadar 30 ülke gezdim. Binlerce hatıra, on binlerce yüz, on binlerce fotoğraf… Farklı kültürler, yemekler öğreniyorum. Ve öğrendikçe kıyaslama da yapmaya başlıyorsun. Yaşamları kıyaslıyorsun. İlk başlarken aslında Hindistan ve Afrika’yı fotoğraflamak istedim; ama henüz olmadı. İnşallah ilerleyen yıllarda eşimle beraber…

 

İlk fotoğraf sergimi 2012 Kasım ayında açtım. Onun hikayesi de; Ekrem Kutlu hocam destek oldu, sağ olsun. Bir gün bana dedi ki “O kadar yere gidiyorsun;fotoğrafları bizimle neden paylaşmıyorsun? Sen kıskanç bir adam mısın? Belediye le konuşarak bunlara bir sergi açalım dedi” O sırada konuşurken, Akçaabat Belediyesi Kültür ve Sosyal İşleri Müdürü girdi. Hocam “Biz de sizden bahsediyorduk. Süleyman Bey’in fotoğrafları ile bir sergi açalım diyoruz.” dedi. Cevap olarak “Açsın. Güzel işler çıkarıyor takip ediyorum. Peşine de insanlar sergi açsın.Seviniriz.” dedi. Akçaabat’ta bir resim sergisinden sonra kültür merkezinde ilk fotoğraf sergisini ben açtım.

 

Bu görüşmelerden sonra ilk sergimi açacağım için çok heyecanlıyım. Üniversitede bir hoca’ya getirdim fotoğraflarımı ve hangi fotoğraflar sergiye girer hangileri girmez şeklinde tavsiye istedim ve bana “Bu fotoğrafların hiçbiri beni heyecanlandırmadı. Bu fotoğraflardan sergi olmaz. Kendini rezil edersin” dedi. Bu sergiyi daha çok açmak istedim. 21 Kasım’da 21 fotoğrafım ile sergiyi sponsorlar yardımı ile açtım ve bana rezil olursun dediği sergiye yüksek oranda protokol ile beraber yoğun bir katılım gerçekleşti. Hocanın da katıldığı sergide bana “Süleyman sen ne yaptın? Ben o kadar sergi açıyorum, kimse gelmedi.” dedi. Ben de “Hiç bir şey yapmadım. Kendimi tanıttım ve davetiyelerini takdim ettim.” dedim.

 

Daha sonra sergiler devam etti. AVM’lerde, üniversitelerde sergilerimi açtım. Sergilerden elde ettiğim kazançla da kendi fotoğraf makinemi yeniledim. Kendimi geliştirdim. Fotoğraftan kazandığım parayı fotoğrafa yatırdım. Ömer abimiz var ondan kumbaramı patlatarak bir fotoğraf makinesi aldım. Sergiler devam ettikçe fotoğraf makinemi de geliştirdim.

Bu sırada TEMA Vakfı’nın mezunlar başkanı oldum. Yıllarca hizmet verdim. Eğitimler verdik, eğitim organizasyonu başkanı oldum.

 

FSO: Fotoğraf merakının üzerine gittin. Hatırladığım kadarıyla bu meraka başlarken fotoğraf ihtiyacı olanlara da yardımcı oluyordun,düğün fotoğrafları da bu sırada başladı. Bunlardan biri de bendim. İlk internet sayfamı açarken ihtiyacım olan fotoğraflar konusunda sen de benim yanımdaydın; beni unutma örnek verirken (kahkaha =)) Gezerek ve dolaşarak başladın böyle kendini geliştirdin. Ve en sonunda “Süleyman Kumaş Fotoğraflama” şirketini kurdun. Bu nasıl başladı ve nasıl gelişti?

 

 

SK: En basitinden bardağın bir mucidi var. Sıvı ihtiyaçları tüketmek için birşeye ihtiyaç vardı ve belki de tas ile başladı, bardak icat edildi. İhtiyaç hasıl olmadan icat edilmiyor. Hayat beni sürekli bir şeylere iteledi. 5 yaşında çalışmamın sebebi neydi? Bizi güzel kılan sorumluluğumuzu bilip kadere boğun eğmeyip karşımıza çıkan sınavımıza iyi çalıştık.

Ben 2012 yılında Avrasya Üniversitesi Mimarlık bölümünü kazandım. Maddi sıkıntılar beni yordu. Hal böyle olunca düğün fotoğrafçılığına ağırlık verdim. Ben ya bir yerde part-time çalışacaktım yada elimdeki altın bileziği kullanacaktım. Ben ikincisini seçtim. Zaman geçtikçe bu kadar iyi gideceğini bilmiyordum. Böylece Fotoğraf mimarlık kimliğimin de önüne geçti. Babam bana yardım etti en başında ama sonra çalışarak ve kazanarak hem kendi okul ihtiyacımı karşılıyorum hem de babama maddi konuda yardımcı oluyorum.

 

1 Ağustos 2013 yılında şirketi kurdum.İstanbul’a gittim. Elimde ihtiyacım olan liste ile cebimde para olmadan teçhizatı alacaktım. Elimdeki listeyi oluştururken bu arada Edirne’ye kadar bütün fotoğrafçılara danıştım. Bilal abim ile beraber yola çıktık; o da kendi işi için geziyordu ben de fotoğrafçılarla tanışıyorum. Gitmeden araştırıyorum tabi kimler var diye. Onlardan fikir aldım ve listeyi yaptım. Yüksek bir fiyat çıktı karşıma… Babamın emekli maaşını aldım, evden birkaç eşyamı sattım ancak hala açığım var. İstanbul’da çok samimi olduğum bir arkadaşım bana sordu ki; iş kuracaksın paraya ihtiyacın var mı? Ben istemedim ama kendisi yardımcı olmak istedi. Açık kalan miktarı kendisinin özel planları dahilinde olan paradan bana verdi. Allah razı olsun. Kimden ne aldıysam bir kenara yazdım ve 3 ay içinde geri ödeyeceğimi söyledim. 1.5 ay sonra ben borçlarımı geri verdim. Allah yürü ya kulum dedi ama koştum. Ama nasıl çalışıyorum biliyor musun? Yatağın yüzünü görmedim.

 

FSO: Gerçekten güzel işler çıkartıyorsun ortaya; biliyorum. Her zaman söylüyorum; sevdiğin işi yapıyorsun, kendini geliştiriyorsun, para kazanıyorsun buna harcadığın zaman ortada; ama bir de kendine ayırman gereken zamanı yani aşırısını da harcadın. Ama bu tempo sektörde seni çok iyi yerlere getirdi. Sayısını bilmiyorum ama birçok çiftin var. Çalışmadan hiçbir şey olmuyor. Oradan oraya koşturuyorsun, ajandan sürekli dolu, araştırdın, para yoktu imkan yaratıyorsun, yurt dışı, şehir dışı çekimleri gerçekleştirdin. Çoğu kişinin cesaret edemeyeceği şeyler bunlar… Ben eminim ki aklında fikri olup gerçekleştirmek için yeterli bütçeye sahip olmayan yüzlerce kişi var. Dönüm noktası işte; para olmayınca fikir öldü. Olmadı diyerek kadere boyun eğiyorsun. Ama öyle olmamalı; bazı cesaretler var o yolu bulmana yardımcı oluyor. Sen bunu gerçekleştirdin.

 

Yaptığın işe çok değer veriyorsun. suleymankumas.com internet sitesini yaparken hatta kartviziti yaparken bile hatırlıyorum; en iyisi için birçok örnek araştırdın. Albümleri paketleyerek sunumun çok farklı.

 

SK: Kartvizitin boyutundan tasarımına çok ince detaylar var. Kare Kod kullandım mesela bana bunun ne işe yaradığını soran fotoğrafçılar var. Basit bir örnek ama farklı şeyler yapmışız. Bunlar sana ileriye dönük enerji veriyor.

 

 

FSO: Farklı düşünceleri yakalamak çok önemli. Her meslek grubu için geçerli; elini atsan bir sürü fotoğrafçı bulursun, makina mühendisi bulursun, yüzlerce mezun veriyor bölümler. Ama önemli olan farklı noktayı yakalayıp o nokta üzerinden gitmek.

 

Düğün fotoğrafçılığı konusunda belirli bir yere geldin. Bu konuda çalışırken şirketlerin tanıtımı için de çalışıyordun. Kurumsal olarak farklı planlardın da var mı?

 

SK: Tabi ki. Şuan görüştüğüm giyim markaları arasında birkaç Dünya firması var, onların da tanıtımı için İstanbul’da olacağım. Nereden nereye? Bu arada söylemek istiyorum; yeni yatırımlar yaparak yeni bir ajans kuruyorum. Havadan çekimler ile birlikte Trabzon’da, Türkiye’de ve Dünya’nın bir çok noktasında farklı projelerim olacak.

 

FSO: Hayırlı olsun; senin adına çok sevindim. En iyisini yapacağını biliyorum. Nereden nereye diyorsun ama bir de ara yolların var. Senin şöyle bir özelliğin var; mimarlık da yapıyorsun, çiftlerine fikir veriyorsun, kuaförde sac yapıyorsun, bir gelinin düğündeki stresine yardımcı oluyorsun.

 

SK: Bu sabah bir gelinim aradı; stresliydi “yağmur yağacak” dedi. “Du bakayıım gurbanın olayım (kahkaha =)) Sen bırak yağmur işini yapacak biz de işimizi yapacağız. Sen düşünme kuaför de işini yapsın” dedim. “İnanamıyorum, inanmıyorum!” dedi ve rahatladı, gittik çekimimizi de yaptık.

 

 

FSO: Bizim düğün fotoğraflarımızı da sen çektin. Aynı durum bizim de karşımıza çıktı. Düğün stresi bambaşka; erkekler rahattır ama kadınlar öyle değil; uğraştıkları çok şey var. Ayakkabısından, saçına, gelinliğinden, çiçeğine… O yüzden duyduğu olumlu bir cümle rahatlatıyor. Evi toparlamak da bir stres o dönemde; sen de mimar yönünle o konuda da yardımcı oluyorsun. Mimarlığı kazandığını söylemiştin; halen okuyorsun. Bir yandan projeler yapıyorsun. Mimarlığa devam edecek misin?

 

 

SK: Mimarlığı fotoğrafçılıktan önce kazandım. Mimarlık üzerinden para kazanmayı düşündüm, sonra fotoğrafçılık üzerinden kazandım ama mimarlıktan da vazgeçmedim. 2. sınıfta onur öğrencisi oldum, çift ana dal hakkım oldu; iç mimarlık ve çevre tasarımı da okudum. Fotoğraf şirketi de başladı. Bu zaman aralığında arkadaşlarım trip atıyor; sinemaya falan gitmiyorum. Ama çalışmak zorundayım çünkü hedeflerim var. Başladığım bölümleri kazanmışım tabi ki bitireceğim. Kolot Mimarlık da çalışıyorum şuan ve devam ettireceğim.

 

 

 

FSO: Aslında şuna ulaşmak istiyorum; mimarlık farklı bir tasarım zekası gerektirir. Kendi zevkin vardır, insanlara sunmak gerekir. Mobilya renginden, odanın ferahlığı, sadeliği… İnternet sayfamda şunu da göstermek istiyorum; uyguladığın yeteneklerin kişisel zevklerin yaptığın işe çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Farklı düşünmeme yararı çok. Fotoğrafçılığın mimarlık üzerine etkisini nasıl değerlendiriyorsun?

 

SK: Fotoğrafçılık ders olarak mimarlıkta vardır. Karşılıklı olarak ikisinin de etkisi var. Fotoğrafçılıkta mimari fotoğrafçılık vardır. Mimarlık Fakültesinde yüksek lisansını fotoğrafçılık tercih edenler var. İkisinde de görünüş önemlidir. Bana göre mimar bir yandan fotoğrafçı da olmalı. Mimarlık çok soyut bir iş; olmayan şeyi göz önüne çıkartıyorsun. Tek doğru diye bir şey yok. Fotoğrafçılıkta da yok. Bir kurgu yaparsın, her taraftan çekebilirsin ama üstten çekersen her yeri görürsün. Mimarlıkta elinde bir çok seçenek vardır, mobilyalar, yürüme alanı, yaşam alanı vb. uygulamak zorundasın. Herkes farklı şekilde yerleştirir ama biri çıkar farklı değerlendirir. Bunu yapan adam fotoğrafı üstten çeken adamdır. Fotoğrafçılıkta ki yaratıcılığı mimari projeye yansıtabiliyorsun. En önemli katkısı bu oldu.

 

Yaratıcılık demişken anlatayım; 2010 senesinde Yedigün içeceği için “En yaratıcı reklam filmi” yarışması düzenlendi. Başvurdum, yaklaşık 10.000 civarında başvuru vardı. Kazananlar Kıvanç Tatlıtuğ ile beraber reklam filmde yer alacak ayrıca tanışma imkanı bulacaktı. Kazandım. Muhteşem bir tecrübeydi. Yaratıcılığın önemini burada da görmüş oldum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

FSO: Öyle bir çekimde yer almak tabi ki harika bir duygu ve tecrübe olmalı. Her şey çok güzel görünüyor. Şirketi kurduktan sonra sosyal sorumluluk konusunda da yardımcı oldun.

 

 

SK: Şirketin vergi levhasını aldıktan sonra Ağrı, Doğu Beyazıt ilçesinden beni okul müdürü aradı. Okulun ihtiyacı olduğunu, yaklaşık 100 öğrencinin yardım beklediğini söyledi. “Hocam okulun ne ihtiyacı varsa bana söyleyin” dedim. 23 Nisan’a yakın bir tarihti. Hoca liste gönderdi ve 9 günde bunu karşıladık. Çok mutluyum. Facebook üzerinden oluşturduğum etkinlikte arkadaşlarla haberleştik, listeyi gün geçtikçe tamamlıyorduk. Bütün ihtiyaçlar tamamlandıktan sonra bizzat gittim ve kendim teslim ettim. Bu süreçte yanımda olan birçok kişi vardı. O zamanlar öğrenci olan ve derslerden kaçıp bana yardım etmeye çalışan Betül Hüsna arkadaşıma ayrıca teşekkür ederim. Bu sorumluluk sürecinde şunu gördüm; insanlar yardım etmek istiyor ancak inanmıyor.

 

FSO: Para kazanmak faklı, insanlara yardım etmek farklı... Burada bir organizasyon var, sen bu organizasyonu oluşturdun ve yönettin. İnsanların inanmaması kötü niyetlilerin oluşundan, neler duymadık? Bunun için seni gerçekten tebrik ederim.

 

Son bir konum daha var seni tebrik etmek istediğim. Benim çok dikkat ettiğim konulardan biri; sen “süleyman kumaş fotoğraflama” olarak yola çıktın. Yine önceki yazımda dile getirmiştim; sitesinde ingilizce kelime olmayan bir fotoğrafçı “wedding photography” olarak kendini tanıtıyor. “Globalleşme” dedikleri şeyi yanlış anlıyoruz. Sen ingilizce bil, ingilizce paylaşımlar yap. Ama kendinden vazgeçme.

 

 SK: Bunu bana bir kaç kişi daha dedi. Demek ki fark ediliyor ve bu da beni mutlu ediyor. Benim de fransız, yunan, amerikan, japon arkadaşlarım var. Çoğu zaman onların da anlaması için tabi ki ingilizce paylaşımlar yapıyorum. Sana şunu söyleyeyim; insanların yabancı isimle çıkmasına rağmen belki de benim daha çok yabancı çiftim vardır.

 

 

FSO: İnsanlar, kendilerini o şekilde sunarak farklı bir hava kattıklarını düşünüyorlar. Ama bence çok yanılıyorlar. Bunun güzel bir örneği de sensin.

 

Evet! Bence keyifli geçen bir sohbetti. Son olarak senin tavsiyelerinle bitirelim sohbetimizi; henüz kollarını sıvamamış, düşünceleri ve hayalleri olan genç arkadaşlarımıza neler demek istersin?

 

SK: Kesinlikle! Önce kendilerini mutlu etsinler. Mutlu oldukları ve yapmaktan keyif aldıkları şeyi yapsınlar. Korkmak, rüzgara karşı uçmak demektir. Uçuyorsanız korkmayın ve rüzgarı arkanıza almayı bilin. Başınıza gelen kötü bir durumu iyi bir sonuca dönüştürmek veya bunu yapamıyorsanız o kötü durumdan en az zararla kurtulmak yine sizin elinizde... Gözünüz hep yükseklerde olsun, uçmak tek hayaliniz olsun. Yerden yükseldikçe ne demek istediğimi anlayacaksınız. Yukarıda görüşürüz!

 

 

 

Please reload

Please reload

FSO Logosunu Tanıyalım!

07/11/2018

1/10
Please reload

1923 - "Eminim ki, gençler yalnız nazariyatla meşgul değillerdir. Sanatın, ziraatın, ticaretin ne olduğunu anlayan ve bunları fiilen uygulayan gençlerdir. Gerçek zaferlere, ancak bu gibi verimli sahalardaki faaliyetle varacağız."

İletisim@fatihsuatoyman.com © 2017, Trabzon. Fatih Suat Oyman tarafından hazırlanmıştır.